| Teoman Yasav Email : teoman@gazetemege.com |
Sevgili okurlarım,geçen haftaki yazımda nükleer santrallerin çalışma prensiplerinden bahsetmiştim.Nükleer santrallerin çalışma sırasında atmosfere neredeyse
sıfır değerde atık verdiğini,sera gazı etkisi yaratmadığını rakamlarla anlatmıştım.Evet,santral çalışırken,söylediklerimiz doğru.Ama konuya iyice eğildiğimizde,olayın başka boyutlarını yakalamış
oluyoruz.Evet,nükleer santrallerden havaya karbon dioksit,sülfür dioksit ve nitrojen oksit,kül salınmaz.Buna karşın,uranyum madenciliği,uranyum zenginleştirme işlemleri ve uranyum yakıtının
nükleer tesislere taşınması sırasında,fosil kaynaklı salım olur.Ayrıca,nükleer santraller,buhar üretmek ve soğutma işlemi için su kullanmak durumundadırlar.Göl ve nehirlerden,denizlerden bu
amaçla su alındığında,balıklar ve diğer su canlıları bundan olumsuz etkilenebilir.
Nükleer santraller,hayvan ve bitkilerin doğal yaşam alanlarını yok eder,toprağa zehirli atık bulaşır.Radyoaktif atıkların toprak altında saklanması bu
alanların yeniden kullanımını engeller.Santraldeki teçhizatın neredeyse tamamına radyasyon bulaştığından,santral kapandıktan sonra da radyoaktif atık haline gelir.Bunlar binlerce yıl
radyoaktif özelliklerini korur.
Nükleer santraller,ne kadar modern teknolojiyle işletilse de,iddia edildiği kadar temiz enerji üreten bir sistem değildir.Çünkü nükleer yakıt zinciri
karbon dioksit emisyonlarının önemli kaynağı olduğu gibi,en gelişmiş nükleer enerji kaynakları bile önlenemeyen sızıntılar dolayısıyla çevreye radyoaktif etkiler yaymaktadır.
Ülkemizde yapılması istenen santralin 3 cü nesil nükleer enerji santrali olarak inşa edileceği ve çok güvenilir olacağı söyleniyor.Tüm dünya
güvenilirlik ve emniyet açısından Japonya'nın en önde gelen,bu konuda kılı kırk yaran bir ülke olduğunu biliyor.Tüm bu bilinenlere rağmen Japonya'da meydana gelen kazanın yaşanması,
sıfır risk diye bir şeyin olamayacağını göstermektedir.Nükleer santrallerdeki riskin diğer enerji yatırımlarındaki olası risklerden farkı ise,telafisinin güç,olanaksız ve ölümcül olmasıdır.
Aradaki fark yalnızca yaşamla ölüm arasındaki fark kadardır.
Nükleer reaktörlerin yeni 3 cü neslinin güvenli olması planlanmıştı.Ama şimdiden fiyaskoya dönüşme siyalleri gelmeye başladı.Fransa'da Flamanville 3 ve
Finlandiya'da Olkiuloto 3'te kurulan Fransız EPR reaktörleri yeni nükleer yükseleşin öncüleri olarak bilinir ama ilk dört yılda Finlandiya nükleer güvenlik yetkilileri tarafından 3000'nin üzerinde
kalite ve güvenlik hatası tesbit edilmiştir.Benzer şekilde kurulumuyla ilgili henüz güvenilir bir tecrübe olmasa da ABD'nin son reaktör tasarımı olan AP 1000 hakkında da sayısız sorun ortaya kondu.
Ama bunların çoğu saklanan problemler.Rusya da bu santrallerden ciddi sabıkası olan ülkelerin başında geliyor.
Alman nükleer enerji uzmanı Prof.Schmitz-Feurhake Almanya'daki bazı nükleer santrallerin yakın çevresinde çocuk lösemileri görüldüğünü ve giderek
artış gösterdiğini açıkça söylemiştir.Viyana Nükleer Araştırmalar Merkezi Direktörü Prof.Wolfgang Kromp da özellikle 200 bin insanın ölümüne,buna yakın insanın da ömür boyu hasta ve sakat
kalmasına yol açan ve bizim Karadeniz kıyılarında yaşayanlardan birçok kimsenin tiroid kanseri ve kan kanserine yakalanmasına sebeb olan Çernobil felaketinin boyutlarını açıkça gözler önüne koymuştur.
Bu felaketten sonra Viyana halkının protesto ve direnmeleri üzerine Viyana'da inşa edilen ama henüz işletmeye açılmayan nükleer santral sökülüp Cezayir'e ihraç edilmiştir.
Uluslararası Atom Enerji Ajansı ( IAEA ) verilerine göre halen dünyada 440 nükleer santral faaliyette,31 'i ise yapım halinde.Litvanya,Fransa ve Belçika gibi
ülkeler elektrik enerjisinin % 70'e varan kısmını nükleer santrallerden karşılamaktadır.Başta Almanya olmak üzere tüm dünyada nükleer santrallerin kapatıldığını,yeni santral yapımlarının durduğunu
biliyoruz.Nükleer santrallerin atıkları için,dünyada hala sürekli depolama alanları kurulamıyorken ve bu atıklar milyonlarca yılda yok olmazken,Çernobil ve Fukşima nükleer eneji santrallerinde
meydana gelen kaza ve sızıntılardan sonra canlıların,çevrenin etkilenmesi söz konusuyken;Nükleer santrallerin bakım ve güvenlik maliyetleri kuruluş maliyetlerini aşıyorken,nükleer santrallerin bilimsel
olarak savunulabilir bir yanı yoktur.
Sevgili okurlar,ülkemizin ve dünyanın gündeminde olan bu önemli konuya gelecek yazımızda da devam edeceğiz.Hepinizin yeni yılını en iyi dileklerimle
kutluyor,esenlikler diliyorum.Sevgilerle kalın!...
| Nükler santraller-3 | 15 Nisan 2011 |
| İZMİR KİTAP FUAR | 22 Nisan 2011 |
| Yaşamımızın bir parçası olan 'Pazar yerleri' | 02 Mayıs 2011 |
| Büyük sahtekarlık | 08 Mayıs 2011 |
| CUMHURİYET GÜÇBİRLİĞİ | 04 Haziran 2011 |
| MERHABA BODRUM !.. | 20 Haziran 2011 |
| Çeşme Alaçatı'da ve Dikili'de birer haftasonu | 26 Temmuz 2011 |
| Şampiyonun çiftliği | 04 Ağustos 2011 |
| BODRUM'A YAKIŞMAYAN İLKELLİK | 17 Ağustos 2011 |
| BODRUM'DA YAŞANAN GÜZELLİKLER | 21 Ağustos 2011 |
