| Tuğçe Taşçı Email : tugcetasci35@hotmail.com |
New York adına nice kitaplar yazılmış, gazete ve dergilerde hakkında tonlarca yazılar yazılmış, belgesel filmler çekilmiş, pek çok ünlü sinema filmlerine ev sahipliği yapmış, dünyanın en popüler şehirlerinden biri olarak kime sorsanız hakkında size oraya hayatında hiç gitmemiş olmasına rağmen pek çok şey anlatabileceği bir şehir.
Ben de New York hakkında pek çok şey duymuş, izlediğim filmlerden hakkında pek çok şey öğrenmiş biri olarak ilk ziyaretimi yaptığım zaman gerçeğin medyada gördüğüm şeylerden çok daha farklı olduğunu fark ettim.
İlk New York maceram 2010 yılının Aralık ayında idi. Dondurucu bir soğuk hava eşliğinde bir yandan titreyerek neredeyse bütün ünlü olan turistlik yerlere gitmeyi başarmıştım. Sırrım ise soğuk dayanılmaz olduğu zaman en yakın kafeye girip büyük bir bardak sıcacık kahve içmek idi. Dört gün süren turistlik gezim bittiği zaman hala görmem gereken daha pek çok şey olduğunun farkındaydım.
Fakat daha sonra her ziyaret edişimde dikkatimi çeken farklı bir şeyle karşılaştım. O kadar farklı kültürden o kadar fazla insan var ki, bu kültür karmasının içinde herkesin kendine göre farklı ve ilginç bir suru şey bulamaması mümkün değil.
Hemen hemen bütün büyük şehirlerde trafik problemdir. New York'da o kadar çok insan var ki kocaman otoyollara alternatif olan metrolar, yine özel yapılmış köprülerin üzerinde tren yolları olmasına rağmen yine de trafik çok yoğun. Her zaman yoğun olan trafiğin yanı sıra sokaklarda, caddelerde gezen insan trafiğine ne demeli? Yolda yürürken insanlar resmen üstünüze üstünüze geliyor ve çoğu zaman kenara çekilmezseniz “Tak” diye çarpıyorlar. İnsanlar sürekli bir yerlere koşturuyor. Onlar için gidecekleri yere ne kadar hızlı ulaşırlarsa o kadar iyi. Bu yüzden yürürken onları hiç bir şeyin durdurmasına izin vermiyorlar. Bu durumda çok basit gibi gözüken düz yolda yürüme aktivitesi New York'da basit bir aktivite değil, stress etkenlerinden biri olarak geçerli oluyor. Buyrun büyük şehrin stresli hayatına.
Günün hangi saati olursa olsun farketmez, yoldan boş taksi çevirmek neredeyse imkansız. Zor zahmet yarım saat içerisinde bir tane taksi yakalayabildiyseniz şanslısınız. Taksi şoförlerinin neredeyse hepsi Hindistanlı ki ben hiç başkasına rastlamadım, onlar da Türkiye'dekiler gibi turistleri hemen anlayıp onları gitmek istedikleri yere uzun yoldan götürüp, daha fazla para almayı seviyorlar.
Gezmeye giden birisi için New York rüya bir şehir. Harika bina yapıları, çesit çesit restoranlar, barlar, egzotik kafeler, neler de neler…
Her an yapılabilecek pek çok değişik şey bulma imkanı var. Bu şehrin büyüsüne kapılmamak elde değil. Fakat gel gelelim bu rüya şehirde yaşayanlara. Acaba onlar da aynı fikirdeler mi?
Ben sizin için hazır gelmişken bir kaç kişiye sordum. New York'da yaşamak nasıl diye. Hepsi de hayatın çok stresli olduğundan, günün büyük kısmını metrolarda geçirdiklerinden, havanın soğukluğundan şikayet ettiler. Manhattan'ın çok pahalı olduğundan, kutu gibi apartman dairelerine büyük ölçüde para ödediklerinden yakındılar. Fakat bunların aksine New York'da yaşamanın ayrıcalığına, çok da eğlenceli tarafları olduğuna, her an yapılabilecek birçok farklı şeyler bulabilme imkanının güzelliğine değinmeden de edemediler. Her ne kadar büyük şehirde yaşamak stresli ve zor olsa da yıllarını burada geçirmiş ve bu yaşamın temposuna alışmış birisi için başka bir yerde yaşamayı düşünmek pek az mümkün oluyor anladığım kadarıyla.
Yıl iki bin on iki, Ocak ayının on birinci günü. New York City'den bildiriyorum.
Hava şansıma güneşli ve güzel. Washington Square Park'dayım. Koskocaman siyah bir piyano parkın ortasında ve küçük siyah bir kovanın üzerinde oturan piyanist büyük bir iştahla etrafına toplanmış gencinden yaşlısına yaş sınırı olmayan kalabalığa şahane bir konser veriyor. O piyanoyu oraya nasıl getirdi? Hayret ediyorum. Biraz ileride genç bir adam mızıka çalıyor. Bir başka köşede breakdance yapan zenci çocuklar iştahla dans edip seyircilerin alkışlarını topluyor. Arkama dönüp baktığımda yere sprey boyalarla çeşitli figürler çizen bir sanatcı görüyorum. Fındık satanlar, şeker satanlar ve daha birçok şey. Bunların hepsi aynı parkta gerçekleşiyor. Sadece etrafıma bakarak kolayca anlıyorum ki bu şehirde hayat çok hareketli ve hiç durmuyor.
| Amerika’nın Venedik’i, Fort Lauderdale | 01 Mayıs 2011 |
| NBA Miami’de Güzel | 07 Haziran 2011 |
| BLUE SPRING | 19 Haziran 2011 |
| Florida'dan güzel bir aşk hikayesi | 09 Temmuz 2011 |
| Palmiye Cenneti 'West Palm Beach' | 09 Ağustos 2011 |
| Miami'de mutlu saatler | 02 Ekim 2011 |
| West Palm Beach’de Gaziler Günü Geçidi | 21 Kasım 2011 |
